Anasayfa / Hac ve Umre Sorular Cevaplar / HAC VE UMREYLE İLGİLİ KONULAR

HAC VE UMREYLE İLGİLİ KONULAR

 

SORU: İhram ne demektir?

CEVAP: İhram, hac veya umre niyetini getirip menasike girmektir. İhram, avam tabakasının zannettiği gibi malûm olan havlulara bürünmekten ibaret değildir. Hatta bir kimse hac veya umre niyetini getirip dikili elbisesini soymadan menasikini eda ederse haccı veya umresi sahihtir. Ancak dikili elbise ile onu eda ettiği için günahkar olur. Ve ceza olarak bir davar kesmesi gerekir.

 

SORU: Birisi hacca gitmek istiyor. Ancak mikatın dahilinde olan Cidde’de bir müddet kalıp alış-veriş yapmak veya çalışmak istiyor. Mikatı ihramsız geçirmesi caiz midir?

CEVAP: Alış-veriş yapmak, çalışmak veya akrabalarını ziyaret etmek maksadıyla Mekke’den evvel Cidde’de kalmak istiyorsa, mikatta ihrama girmesi îcâb etmez. Serbest olarak Cidde’ye gidebilir. Cidde’de işini tamamladıktan sonra Hanefî mezhebine göre Harem hududuna varmadan herhangi bir yerde ihrama girer. Şafiî mezhebinde ise ikamet yerinde ihrama girer.

 

SORU: Haccü’l-Kıran, Haccü’l-ıfrad ve Haccü’t-temettü ne demektir?

CEVAP: Haccın üç çeşidi vardır:

1-Haccü’l-Kıran, hac ve umre niyetini getirerek her ikisini birlikte eda etmektir.

2-Haccü’l-ıfrad, hac niyetini getirip önce onun menasikini ifa eder. Bayram günlerinden sonra da umre menasikini yerine getirir.

3-Temettü ise, önce umre niyetini getirip menasikini eda etmek. Bilahare Arafata çıkılacağı gün Mekke’de hacca niyet edip menasikini eda etmektir. Afakî yani mikat haricinden gelen kimse bunlardan istediğine niyet edebilir. Üçü de caizdir. Haccü’l-ıfrad için kurban kesilmez. Temettü ve Kıran için kurban kesmek îcâb eder.

 

SORU: Mikatın içinde bulunan Cidde halkı, ihrama girmeden Mekke’ye giriyorlar. İhramsız Mekke’ye girmek caiz midir?

CEVAP: Mikatın dahilinde bulunan Cidde halkının ihrama girmeden Mekke’ye gidip gelmeleri caizdir. Çünkü normal olarak Mekke’ye gidip-gelmeleri her zaman vaki olması muhtemeldir. Her defasında ihrama girmeleri gerekli kılınsaydı onlara ağır gelirdi. Ancak onlardan hac veya umre niyetiyle Mekke’ye gitmek isteyen kimse Şafiî’ye göre ikamet ettiği yerde; Hanefî’ye göre de Hıll’ın herhangi bir yerinde ihrama girer. Yani isterse ikamet ettiği yerde isterse Harem hududuna yakın bir yerde ihrama girer. Ayrıca Cidde halkı İhramsız Mekke’ye gidebildiği gibi afakî -mikatın haricinden gelen- işi için Cidde’ye gider kalırsa hac veya umre menasikini yapmak istemediği takdirde Cidde halkı gibi ihramsız Mekke’ye gidip gelebilir.

 

SORU: Velîsi olmayan bir kadın hacca gidebilir mi?

CEVAP: Şafiî mezhebine göre haccın kadına vacip olabilmesi için kocası veya mahremi veya güvenilir bir kaç kadının bulunması gerekir. Yani kadının kocası veya mahremi varsa onunla birlikte hacca gider, yoksa bir kaç kadın bulunduğu takdirde onların refakatiyle hacca gidebilir. Şayet bunlar da bulunmazsa emniyet olduğu halde hacca gitmeye mecbur değildir. Amma isterse gidebilir. Yalnız kadın hac farizasını eda etmiş, nafile olarak hacca gitmek isterse ancak kocası veya mahremiyle birlikte gidebilir.” Kadınlarla birlikte gitmesi caiz değildir. Hanefî mezhebine gelince kadın, kocası veya mahremi olmazsa hiç bir surette hacca gidemez. Mutlaka gitmek isterse nafile haccı olmamak şartıyla yolculuk hususunda Şafiî mezhebini taklîden gidebilir.

 

SORU: Hac farizasını ifa etmeyen kimse başkasının yerine hacca gidebilir mi?

CEVAP: Hac farizasını ifa etmeyen kimsenin başkasının yerine hacca gitmesi doğru değildir. Bununla beraber Hanefi mezhebinde böyle bir hac yapılırsa sahihtir, batıl değildir. Ancak tahrimen mekruh sayılır. Şafiî mezhebine göre ise hacca gitmeyen kimsenin başkasının yerine hacca gitmesi sahih değildir.

 

SORU: Bir kimse Cemretü’l- Akaba denilen büyük çukura taş atmadan önce tıraş olursa ne lâzım gelir?

CEVAP: Cemretü’l- Akaba denilen büyük çukura taş atmadan veya kesilmesi gereken kurbanı kesmeden önce tıraş olursa İmam-ı Âzam’a göre ceza olarak bir davar kesmesi lâzımdır. İmameyne göre ise tertip vacip olmadığı için bir şey îcâb etmez.

 

SORU: İhramsız olarak Safa ile Merve arasında sa’y etmek caiz midir?

CEVAP: Safa ile Merve arasında sa’y edebilmenin iki şartı vardır. Birincisi, tavaftan sonra olması, ikincisi, ondan önce ihramın bulunmasıdır. Tavaftan sonra ve ihramdan evvel yapılan sa’y caiz değildir. Hac için Safa ile Merve arasında yapılan sa’y, Arafat vakfesinden önce olursa ihramın bulunması şarttır. Yoksa Arafat’tan sonra olursa şart değildir. Mutemetti olan kimse Arafat vakfesinden önce hac için sa’y etmek isterse Arafat’a çıkmadan evvel ihrama girer ve bir nafile tavafını yapar. Sonra hac için sa’y eder. Hanefi de caiz olduğu gibi Şafiî mezhebinin Beğevi gibi bazı alimlerine göre de caizdir.

 

SORU: Mukim olan kimse Arafat’ta seferi namaz kılabilir mi?

CEVAP: Mukim olan kimse Hanefî mezhebine göre imamla birlikte öğle ile ikindi namazını cem-i takdim olarak kılar. Fakat seferi kılamaz. Şafiî mezhebine göre misafir olmayan kimse ne cem-i takdim ne de seferi namaz kılamaz.

 

SORU: Mina’da her sene yüzbinlerce hayvan kesilip atılıyor ve sonra toprağa gömülüyor. İslâm dini israfı sevmediği halde nasıl buna meydan veriliyor?

CEVAP: Asr-ı saadetten bindokuzyüzkırklara kadar hac mevsiminde büyük izdiham meydana gelmiyordu. Her sene hacca gidenlerin sayısı yüzbin ile ikiyüzbin arasında idi. Kesilen kurbanlar fazla sayılmıyor ancak mevcut fakirlerin ihtiyacını karşılıyordu. Fakat kırklardan sonra hayat şartlan değişti. Hava, kara ve deniz vasıtaları çoğaldığı gibi insanlar da çoğalıp imkanları bollaştı. Ve hacıların sayısı kabardı. Yani bu israfın takriben kırk senelik bir mazisi vardır. Yeni olmakla beraber üzülmemek mümkün değildir. Bugün Asya ve Afrika’da nice ülkeler vardır ki açlıkla başbaşa bırakılmış, şurada burada çadır hayatını yaşayan milyonlarca mülteci müslüman unutulmuştur. Bunlar böyle bir sefalet içerisinde kıvranırken biz de bu büyük serveti burada heder ediyoruz. Hacerü’l-Esvedi öpmek sünnet olduğu halde başkasına eziyet vermek söz konusu olunca öpülmesini yasaklayan bir din elbette bu israfı da yasaklar ve bunu önlemek için tedbir almak îcâb eder.

Devletçe şimdiye kadar herhangi bir tedbir alınmamış ise biz müslümanların tedbir alması gerekir. Bizim yapabileceğimiz şey de Haccı İfrad niyetini getireceğiz, getirmek için hacıları teşvik edeceğiz. Hac el-Kıran Hanefî mezhebinde daha iyi ise de milyonlarca para değerinde kurban heder edileceği için artık iyiliği söz konusu olamaz. Ayrıca Haccu’l-İfrad Şafiî mezhebine göre daha efdaldir. Bilindiği gibi haccı ifrad yapan kimsenin kurban kesmesi vacip değildir.

 

SORU: Hacerü’l-Esved, bir taş olduğu halde neden kendisine bu kadar saygı gösteriliyor? Her zaman onu öpmek sünnet midir?

CEVAP: İbrahim (as) Kabe’yi inşa etmek için Mekke’de bulunduğu sırada Ebû Kubeys adındaki dağa gidince orada Hacer-ül Esvedi gördü, çok hoşuna gittiği için onu alıp Kabe’nin duvarına yerleştirdi. Ve bu sebeple İbrahim al-Halîl’den kalan en büyük yadigarlardan biri oldu. Bunun için İslâmiyet de ona büyük bir kudsiyet verdi, Allah’ın sağ eli olarak kabul edildi. Peygamber, (sa.) ” Hacerü’l-Esved, Allah’ın sağ elidir” buyurdu. Yani bir kimse Allah’a biat etmek isterse elini Hacerü’l-Esvede dokunmak suretiyle biat eder. Peygamber (sa.) onu öptüğü için biz de onu öpüyoruz. Yoksa onun hiç bir tesiri yoktur.

Hz. Ömer (r.a) buyuruyor ki: “Allah’a yemin ederim ki, ey taş senin hiç bir fayda ve zarar vermiyeceğini biliyorum. ResûlüIIah’ın seni öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim.” Tavaf ederken bir şavtın başında izdiham olmadığı zaman onu öpmek sünnettir. Fakat izdiham olursa eziyete vesile olduğundan onu öpmek haramdır”. Peygamber (sa.) Ömer’e (r.a) hitaben: “Hacerü’I-Esvedi öpmek için kalabalığa girme. Çünkü sen kuvvetlisin, zayıfa eziyet verebilirsin” buyurur.

 

SORU: Arafat’ta cem-i takdim olarak namaz kıldıktan sonra sünnet kılmak caiz midir?

CEVAP: Arafat’ta cem-i takdim olarak namaz kıldıktan sonra vakfe zamanı girdiği için sünnet kılmak caiz değildir, mekruhtur. Allah’a şükür son zamanlarda Suudi-Arabistan hükümeti tedbir aldı ve kesilen kurbanların tüm etlerini fakir devletlere ulaştırıyor.

 

SORU:  Hac ve umre menasikini bitirdikten sonra ihramda olan kimse, kendi kendini veya başkasını tıraş edebilir mi?

CEVAP: Hac veya umre menasikini ifa etmiş olan kimse henüz ihram elbisesini çıkarmadığı halde kendi kendini tıraş edebildiği gibi başkasını da tıraş edebilir.

 

SORU: Temettü haccı yapan kimse Arafat’a çıkmadan önce boş zamanını değerlendirmek için arasıra umre yapabilir mi?

CEVAP: Mutemetti olan kimse Arafata çıkmadan evvel haremin dışına çıkmak suretiyle umre niyetiyle ihrama girebilir. Çünkü arefe. bayram ve teşrik günleri hariç her zaman umre getirmek caizdir. Ancak Haccü’l-ifrad veya HaccüM-Kıran niyetini getirmiş olan kimse ihramda olduğundan dolayı umre yapamaz.

 

SORU: Safa ile Merve arasında her zaman sa’y etmek caiz midir?

CEVAP: Her zaman Kabe’yi tavaf etmek caiz ve ibâdet olduğu gibi. Safa ile Merve arasında her zaman sa’y etmek caiz değildir. Ancak hac veya umre için sa’y yapılır; tekrarı caiz değildir.

 

SORU: Cemrelere taş atmanın vacip olduğu malumdur. Mina’da gecelemek de vacip midir?

CEVAP: Şafiî mezhebinde cemrelere taş atmak vacip olduğu gibi Mina’da gecelemek de vaciptir. Fakat Hanefî mezhebinde gecelemek vacib değil, sünnettir.

 

SORU: Fakir bir kimse başkasının yardımıyla umreye giderse kendisine hac farz olur mu?

CEVAP: Fakir bir kimse başkasının yardımıyla umreye giderse Mekke-i Mükerreme’ye vardığı zaman hac mevsimi yani eşhürü’l-hac olan Şevval. Zilkade ve Zilhicce’nin ilk on günü girmiş ise şüphesiz kendisine hac farz olur. Çünkü haccın vacib olmasının şartlarından biri vakittir, yani hac aylandır. Hac mevsimi girmemiş ise bazı ulemâya göre Mekke-i Mükerreme’ye varmakla hac farz olur. Ama racih kavle göre farz olmaz. Çünkü yukarıda beyân edildiği gibi haccın farz olmasının şartlarından biri hac mevsimini idrâk etmektir. Yalnız zamanımızda hac mevsiminden evvel umreye giden bir fakire kesinlikle hac farz değildir. Çünkü hapis ve orada kalma yasağı gibi maniler vardır. Bunun için haccın farziyeti sakit olur. Malûm olduğu gibi Suudî Arabistan hükümeti umreye giden kimseye bir aydan fazla orada kalmasına müsaade etmez.

 

SORU: Afakî -uzaktan gelen- bir kimse Mekke-i Mükerreme’ye gidip bir kaç gün kaldıktan sonra Arafat’a çıkarsa orada namazını seferi olarak mı kılacaktır?

CEVAP: Hanefi olan kimse onbeş günden az Mekke’de kalmış ise henüz mukim sayılmadığı için. Mekke’de seferi namazı -mukîm imama uymadığı takdirde- kılacağı gibi, Arafat’ta da kılacaktır. Onbeş gün ve daha fazla Mekke’de kalmış ise Mekke’de iken mukîm sayılır. Arafat’a çıktığı zaman -Hac menasikini ifa ettikten sonra memleketine dönmek niyetinde olduğu takdirde- Arafat’a çıkmak üzere Mekke’yi terk ettiği gibi seferi namazını kılacaktır. Şafiî olan kimse, Mekke’de dört günden az kalmış ise henüz seferi bitmediğinden Mekke’de seferi namazını kılabildiği gibi Arafat’a çıktığı zaman da aynı şekilde devam edecektir. Dört gün ve daha fazla Mekke’de kalmış ise mukîm sayılır. Arafat’a çıktığı zaman hacdan sonra Mekke’de kalmamak şartıyla sefere başlamış sayılır ve namazını seferi olarak kılabilir.

 

SORU: Peygamber’! ziyaret etmek haccın farz veya vaciplerinden midir?

CEVAP: Peygamberi ziyaret etmek haccın farz veya vaciplerinden biri değildir. Hac menasiki ile ilgisi yoktur. Hatta Peygamber’i ziyarete gitmeden haccin gereği yerine getirilirse hac sahih sayılır. Ancak Peygamber’i ziyaret etmek Cumhur-u ulemâya göre müstakil bir sünnet-i müekkededir. Peygamber (sa.) ziyaretiyle ilgili şöyle buyuruyor: “Vefatımdan sonra beni ziyaret eden, hayatımda beni ziyaret eden kimse gibidir”. Başka bir hadîste de şöyle buyuruyor: “Kabrimi ziyaret eden kimse şefaatıma hak kazanmıştır”. Her ne kadar bu hadîslerin senedinde inkita var ise de bu babda benzeri hadîsler çok olduğundan birbirini kuvvetlendiriyorlar. Ayrıca Peygamber (sa.) ve sahabe birinci derecede dahil olmak üzere ölüleri ziyaret etmek sünnettir. Peygamber (sa.); “Ölüleri ziyaret ediniz. O size âhireti hatırlatır” buyurur. İbn’i Ömer (r.a), herhangi bir yolculuktan sonra Medine’ye döndüğünde önce Mescid-i Nebevîye gider, sonra Ravze-i Mutahhara’ya varıp Peygamber’e, Ebû Bekir ve Ömer’e selâm verirdi.

El-Hafız İbn-i Hacer şöyle der: “Peygamberi ziyaret etmek en faziletli ve ümit verici vesilelerden biridir. Başka bir şekilde inanmak İslâm halkasının boyundan çıkmasına sebep olduğu gibi Allah, Resûlüllah ve büyük ulemâya ters düşmektedir.” Yalnız şunu unutmamak lazımdır ki Peygamber (sa.) en şerefli ve en büyük mahluk olmakla beraber Allah Teâlâ’dan istenilmesi gereken şeyleri ondan istemek ve onu ulûhiyet derecesine yükseltmek büyük bir hatadır. Küfre götüren bir tavırdır. Ayrıca Peyamber’in kabri etrafında dolaşmak, tavaf etmek, Ravzayı Mutahhara duvarına yapışmak, demirlerine el sürmek ve öpmek caiz değildir.

 

SORU: Peygamber’i ziyaret için Medine-i Münevvere’de sekiz gün kalmak îcâb eder mi?

CEVAP: Peygamber’i ziyaret için Medine-i Münevvere’de sekiz gün kalmak îcâb etmez. Ziyaret, bir defa Ravzayı Mutahhara’ya gidip Peygambere selâm vermekle hasıl olur. Ancak Mescid-i Nebevi (Peygamberin Mescidi)nin fazileti hakkında bir çok hadîs vârid olmuştur. Ez cümle Peygamber (sa.) şöyle buyuruyor: “Mescidü’l-Haram (Mekke-i Mükerreme’deki mescid) müstesna, şu mescidimde kılınan bir namaz başka bir mescidde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır”. Bir başka hadîste de şöyle buyuruyor: “Ara vermeden şu mescidimde kırk namaz kılan kimse için ateşten ve azabdan beraet yazısı yazılır. Ve nifaktan da kurtulmuş olur”. Demek ki kırk namaz (ki sekiz günün namazıdır)ın fazileti meselesi Peygamber’in ziyaretine değil, Mescid-i Nebevi’nin ehemmiyetine matuftur.

 

SORU: Hacca giden kimse bedel olarak, yani başkasının yerine hacca gidebilir mi?

CEVAP: Başkasının yerine Hacca gitmek caizdir. İbn’i Abbas’tan rivayet edilmiştir: “Haccetü’l-veda senesinde Has’am kabilesinden bir kadın gelip: -Ya Resûlallah! Allah’ın kullarına farz olan hac ihtiyarlık devresinde babama yetişti. Kendisini deve üzerinde tutacak bir takati yoktur. Onun yerine hacca gidebilir miyim?” diye sordu: Allah Resulü kendisine “Evet” dedi (Buhari). Bedel gönderebilmek için hac vacip olduğu halde görevini yerine getirememiş olması. Ayrıca hacca gitmesini alıkoyacak ihtiyarlık ve müzmin hastalık gibi bir engel olursa hayatta iken yerine birisini hacca göndermesi icap eder. Yalnız Şafiî mezhebine göre: Haccetmeden vefat eden bir zengin, vasiyet etsin etmesin yerine birisinin gönderilmesi gerekir. Zimmetinde bulunan borçların ödenmesi için vasiyet etmese de ödenmesi lâzım geldiği gibi.

Bedel olarak yapılacak haccın bir takım şartlan vardır. Bunları bilmek ve yerine getirmek lazımdır. Aksi takdirde hac sahih olmayacaktır.

1-Asilin hayatta olduğu takdirde müsaade etmesi. Onun müsaadesi olmadan yerine hacca gitmek caiz değildir. Hayatta olmadığı takdirde, yerine hacca gitmek için birisini tayin etmiş ise. ondan başkasının yerine gitmesi caiz değildir. Tayin etmemiş ve vasiyet etmemiş ise varisin veya varisin izniyle birisinin gitmesi gerekir.

2-Asilin hayatta olduğu takdirde ölüme kadar aczin, yani hacca gidememesinin devam etmesidir. Şayet bir ara hacca gitmekten aciz olmuş ve bu sebeple birisini yerine hacca göndermiş ve bilahare aczi zail olmuşsa, yerine eda edilmiş olan hac sahih sayılmaz.

3-Masrafın hepsi veya ekserisinin gönderenin malından olması. Yalnız meyyit vasiyet etmemiş ise herhangi bir kimse onun yerine hacca gidebilir. Vasiyeti varsa mutlaka meyyitin terekesinden olması icap eder. Malın üçte biri yeterse kendi memleketinden, yetmezse yettiği yerden birini göndermek gerekir. Şafiî mezhebine göre hac farz olduğundan vasiyet etmezse de sülüse yani üçte birine bağlı değildir. Bütün tereke ancak hacca kâfi gelse de mutlaka birisini hacca göndermek lazımdır.

4-Gönderilmesi tasarlanan ve onunla akit yapılan kimsenin bizzat gitmesi lazımdır. Şayet hasta olur veya hapse düşerse, veyahut ölürse asil veya gönderenin izni olmadan başkasının haccetmesi caiz değildir. 5-Bedel olarak gidenin mikat’ta ihrama girerken, kimin yerine gitmiş ise onun için niyet etmesi lazımdır.

6-Gönderenin veya asilin emrettiği şekilde hareket etmek. Şayet Hac-ı ifradı kendisine emretmiş ise, Hac-ı Temettü yapması caiz değildir. Hac-ı İfrad yerine Hac-ı Kıran yaparsa Ebû Yusuf ile Muhammed’e göre caizdir. İmam-ı Âzam’a göre caiz değildir.

7-Bedel olarak gidenin ehil, yani mükellef yani akıl baliğ olması. Akil ve baliğ olmayan kimse başkasının yerine hacca gidemez. Hacca gitmeyen kimse ehil olduğundan başkasının yerine hacca giderse, haccı sahihtir, ancak tahrimen mekruhtur. Şafiî mezhebine göre ise caiz değildir. Yukarıda saydığımız şartlar, bedel olarak eda edilen haccın, ölüye veya aciz olduğundan dolayı hacca gidemeyen ve hayatta olan kimseye farz olan haccın yerine kaim olması için şart koşulmuştur.

 

SORU: Bir kimse görevli olarak hacca giderse, herhangi bir kimsenin yerine hac yapabilir mi?

CEVAP: Yukarıda zikredilen şartlara riâyet etmek suretiyle herhangi bir kimsenin yerine hac ederse caizdir. Ancak durumu müsait olan kimse hacca gitmemiş ve yerine birisini göndermek için vasiyet etmiş ise yerine gidecek olanın harcırahı mirasından verilmesi gerektiğinden, görevli olarak gidenin harcırahı Diyanet İşleri Başkanlığına ait olacağına göre caiz değildir. Yani bir görevlinin harcırahı Diyanet İşleri Başkanlığına ait olduğundan ve hac da taat olup onun karşılığında ücret almak caiz olmayacağı için, hiçbir surette söz konusu olan görevlinin para karşılığında ibâdet yapması caiz değildir. Şafiî mezhebine göre hac karşılığında ücret almak caizdir. Dolayısıyla görevli olarak hacca giden kimse ücret karşılığında başkasına myabeten hac edebilir. Yalnız vasiyet etmeden ölen veya hacca gidemeyecek yaşlı veya sakat olan kimsenin yerine ücretsiz olarak hac ibâdetini yapabilir.

 

SORU: Bilindiği gibi Suudî Arabistan’da İslâm Bankası kurban kesmek üzere makbuz mukabilinde hacılardan para alıyor ama, kurbanın ne zaman kesileceği belirtilmiyor. İhramdan çıkmadan önce kesilebileceği gibi sonra da kesilebilir. Ancak, hacılardan kahir ekseriyeti büyük şeytan denilen cemreyi taşladıktan sonra -nasıl olsa kurbanım ya kesilmiştir veya kesilecektir diyerek- hemen ihramdan çıkıyor. Hacının, kurbanın kesilip kesilmediğini bilmediği halde kesildiğini tahmin ederek ihramdan çıkması caiz midir?

CEVAP: İmam-ı Âzam’a göre tertibe riâyet etmek gerekir. Tertib, önce şeytanı taşlamak, sonra kurban kesmek, sonra da traş olmaktır. Bu tertibe riâyet etmeyen kimselerin günaha girmekle beraber, bir kurban daha kesmeleri lâzımdır. Şafiî mezhebine ve İmameyn’e göre ise tertibe riâyet sünnettir. Maliki mezhebinde ise tertibe riâyet etmek vaciptir. Yani önce taşlayacak, sonra kurban kesecek, sonra traş olacak, bilâhare de Tavafü’l-İfada yapacaktır. Ancak, taşlamadan evvel kurban kesseveya kurban kesmeden evvel traş olsa bir şey gerekmez . Netice; İslâm bankasının yaptığı şey İmam-ı Âzam’a göre caiz değildir. Ama İmam-ı Şafiî ve İmameyn’e göre caizdir. Çünkü onlara göre tertibe riâyet etmek sünnettir. İmameyne göre tehir etmek caiz değilse de, tehir edildiği takdirde bir ceza terettüp etmez.

 

SORU: Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen ve halk arasında çokça sözü edilen Hacc-ı Ekber ne demektir?

CEVAP: Hacc-ı Ekber hakkında çeşitli görüşler vardır. Kesin olarak onu teşhis etmek mümkün değildir. Bir görüşe göre Hac-ı Ekber, Haccül kıran’dır. Yani ihrama girerken hem hac hem umre niyetini getirip her iki menasiki birlikte yürütmektir. Diğer bir görüşe göre Hacc-ı Ekber hac mevsiminde eda edilen menasikdir. Haccı asğar da umredir. Üçüncü görüş ise cuma günü ile arefe gününün birleştikleri yılda eda edilen hacca Hac-ı Ekber denilir.

 

SORU: Bir çok kimse ölmüş baba ve annesi için hac yaptırmak gayesiyle hicaza Türk parası gönderiyor. Halbuki Türk parası orada geçmediği için bankada veya sarrafda riyale çevirmek gerekiyor. İzin almadan bu çevirme işini yapmak caiz midir?

CEVAP: Bedel yaptırmak gayesiyle emaneten başkasına ait Türk parasını götüren kimsenin durumu bildirip riyale çevirmek için emanet sahibinden izin alması lazımdır. İzin almamış ise durumu bildiği takdirde memnun olacağım zannediyor ise bu işi yapmasında ve Hac-ı Bedel yapmak için birisini isticar etmesinde sakınca yoktur.

 

SORU: Genellikle bazı hacılar hacdan memleketine dönerken zemzem suyu ve hurma getirmektedirler. Bir kısmı da teberrüken kutsal beldeden toprak veya çakıl taşları getirmektedirler. Dinen hacıların yaptıkları bu iş doğru mudur?

CEVAP: Zemzem suyu ve hurma gibi şeylerin teberrüken getirilmesinde dinen bir sakınca yoktur. Zaten zemzem suyu ve hurma gibi şeyler, yerinden alınınca yerine yenisi gelir. Ama toprak ve taş gibi şeylerin getirilmesi caiz değildir.

 

SORU: Umreye gitmek isteyen biri vakfe zamanı olmasa bile mukaddes Arafat’a gidip Allah’a ibâdet edip dua etse faydası var mıdır?

CEVAP: İslâm dininde Arafat denilen yer en mukaddes yerlerden biridir. Orada zamanında yani arefe günü yapılan ibâdet dua ve duruşun büyük değeri vardır. Allahu Teâlâ Arafatta vakfe yapanlarla iftihar eder. Peygamberimiz (sa.) bir hadîslerinde şöyle buyurur: “Arefe günü Cenabı Allah Arafattaki kullarıyla meleklerin yanında iftihar edip şöyle der: “Kullarıma bakınız, uzak yollardan kirli ve tozlu olarak kızgın güneşin altında bana geldiler, sizi şahid kılıyorum ki, ben günahlarını bağışladım” (Beyhakî). Ama zaman arefe günü olmazsa Arafat mevkiinde yapılan ibâdet ve duanın fazilet yönünden hiç bir özelliği yoktur. Bunun için bu maksatla Arafat’a gitmenin de anlamı yoktur. Umreye gittiğinde Arafat’a gidip gitmemekde bir mahzur yoktur ibâdet ve dua için gidilmez.

 

SORU: Hacılarımız hacdan dönünce beraberinde zemzem suyunu getirip, ziyaretçilerine ikram ederler. Ziyaretçiler de zemzem suyunu içmek için hemen ayağa kalkıp içerler, bununla ilgili herhangi birşey sabit olmuş mudur?

CEVAP: Zemzem suyu ile abdest suyunun artığını ister ayakta, ister oturarak içmek sünnettir. İçen kimse ikisinin arasında muhayyerdir. Bunlardan başkasında ayakta içmek, tenzihen mekruhtur. Yani sünnet olan, o suyun içilmesidir. Hangi keyfiyet üzerine olması ise mühim değildir.

 

SORU: İhramda olan kimsenin hamam v.s. yerlerde sabun ile yıkanması caiz midir?

CEVAP: İhramda olan kimsenin hamam vs. de sabun ile yıkanması Şafiî mezhebine göre caizdir. Ebû Eyyüb’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sa.) de “İhramda iken yıkanırdı”. Hanefî mezhebine göre ise sabunsuz veya kokusu olmayan sabun ile yıkanmakta bir sakınca yoktur. Fakat kokulu sabun ile yıkanmak haramdır.

 

SORU: Adet halinde olan bir kadın Arafat vakfesini yapabilir mi?

CEVAP: Adet halinde olan bir kadın Arafat vakfesini yapabilir, Müzdelifede durup dua edebilir ve Mina’da Cemrelere taşlarını atabilir. Bu husus için hiç bir sakınca yoktur. Yalnız Mescidü’l-Haram ve başka camilere giremez. Dolayısıyla Kabe’yi de tavaf etmesi haramdır. Şafiî mezhebinde o halde yapılan tavaf sahih değildir. Hanefi mezhebine göre de sahih ise de tahrimen mekruhtur. Ceza olarak bir deve kesmek de îcâb eder. Eskiden Safa ile Merve Mescidü’l-Haram’ın dışında oldukları için adet halinde olan kadın sa’y edebilirdi. Şimdi ise Safa ile Merve Mescidül-Haram’ın müştemilatından olduklan için sa’y etmesi de haramdır.

 

SORU: Tavaf esnasında kamet getirilecek olursa ne yapmak îcâb eder. Namaza mı durulacak yoksa tavafa mı devam edilecektir?

CEVAP: Tavaf esnasında kamet getirilecek olursa mutlaka tavafı bırakıp namaza durmak îcâb eder. Namaz bittikten sonra kaç şavt yapmış ise onları hesaplayacak ve üzerine bina edecektir. Yani namaz araya girse de tavafa zarar vermeyecektir. İbn’i Abbas (ra.) tavaf esnasında cenaze namazına çıktı, döndükten sonra gelip daha önce eda ettiği şavtlar üzerine bina etti.

 

SORU: Tavafta büyük izdiham olduğu için Mescidü’I-Haram’ın içinde fakat Kabe’den uzak eyvanların yanında tavaf edilse caiz midir?

CEVAP: İzdiham olsun olmasın bir kimsenin. Mescidü’l-Haram’in içinde Kabe ile kendisi arasında bir duvar olmamak şartıyla Kabe’den uzak bir dairede Kabe’yi tavaf etmesinde hiç bir sakınca yoktur.

 

SORU: Bir afakî -Mikat haricinden gelen kimse- ihrama girmeden mikatı aşar sonra ihrama girip menasiki ifa ederse caiz midir?

CEVAP: Bir afakî ihrama girmeden mikatı aşdıktan sonra Mekke’de veya başka bir yerde ihrama girip menasiki ifa ederse haccı sahih sayılır. Yalnız günahkar olur. Ayrıca kurban kesmek zorundadır. Kurban kesmekle günahtan kurtulmaz. Böyle olsaydı o zaman herkes bunu yapardı. Şayet mikatı geçip Mekke’ye varır ve ihrama girmeden tekrar mîkata dönüp ihrama girerse kurban sakit olur. İhrama girdikten sonra mikata dönerse kurban sakit olmaz.

 

SORU: Bir kimse Mina’da Cemre taşlamasını son güne bırakırsa ne lâzım gelir?

CEVAP: Bir kimse Mina’da Cemre taşlamasını son güne bırakırsa son günde bütün geçen günlerin taşlamasını telafi etmesi îcâb eder. İmameyn’e göre geciktirmeden dolayı bir şey lâzım gelmez. İmam-ı Âzam’a göre bir kurban kesmek îcâb eder. Ama birinci günü taşlamaz, ikinci günü telafi ederse bir şey lâzım gelmez. Şafiî mezhebine göre de durum böyle olmakla beraber yine kurban kesmek de îcâb eder. Ayrıca bu telafi zevalden önce olabildiği gibi zevalden sonra da olabilir.

 

SORU: Kalabalıktan dolayı Cemreler’e taş atmak zor olursa kadın, yerine taş atmak maksadıyla bir vekil tayin edip Cemreler’e taş attırsa caiz midir?

CEVAP: Kalabalıktan dolayı Cemreler’i taşlamak zor da olsa yerine taş atmak maksadıyla bir vekil tayin edemez. Böyle bir ruhsat ile ilgili bir şey vârid olmamıştır. Erkek ile kadın arasında fark yoktur.

 

SORU: Bir kimse Mekke’de gecesini geçirip gündüz Mina’ya gidip Cemreler’i zamanında taşlarsa ne lâzım gelir?

CEVAP: Bir kimse Mekke’de gecesini geçirip gündüz de Mina’ya giderek Cemreler’i taşlarsa Hanefî mezhebine göre bir şey lâzım gelmez. Ancak Peygamber (sa.)’in sünneti olan Mina’da gecelemeyi terkettiği için iyi yapmamış olur. Abbas (ra.) hacılara su vermek için Mekke’de gecelemek hususunda Peygamber (sa.)’den izin istedi. Peygamber (sa.) de izin verdi. Şafiî mezhebine göre Mina’da gecelemek vacib olduğu için onu terkeden kimse günahkar olur. Ayrıca kurban kesmek de îcâb eder.

 

SORU: Büyük şeytanı taşlayıp tıraş olduktan sonra hastalanıp ziyaret tavafını yapmadan memleketine dönen kimsenin haccı sahih midir, değil midir? Değilse ne yapması gerekir?

CEVAP: Büyük şeytanı taşlayıp tıraş olduktan sonra hastalanıp tavaf ziyaretini yapmadan memleketine dönen kimsenin haccı bitmiş sayılmaz. Çünkü ziyaret tavafı haccın bir rüknüdür. Bu rüknü, eda etmeden hac farizası eda edilmiş sayılmaz. Ancak büyük şeytan taşlandığı ve tıraş olunduğu için birinci tahallül hasıl olur ve bununla kadın müstesna her şey mubah sayılır. Onu tamamlamak için Mekke’ye dönüp ziyaret tavafını yapması lazımdır. Bu tavaf, yapılmadan kadınla ilişki kurmak kesinlikle yasaktır. Her münasebet için bir kurban îcâb eder. Ancak ihramı terketmek niyetiyle münasebette bulunan böyle bir kimse ihramı baki kalmakla beraber sadece birinci münasebet için kurban lâzım gelir. Diğer münasebetler için gerekmez.

 

SORU: İhramda olan kimse hasta olursa ihramdan çıkabilir mi?

CEVAP: İhramda olan kimse hastalanır, menasike devam ede mezse Hanefî mezhebine göre ihramdan çıkmak niyetiyle harem mıntıkasında bir kurban kestirir ve akabinde ihramdan çıkar. Şafiî mezhebine göre ise hastalıktan dolayı ihramdan çıkamaz, sabreder. Ancak ihrama girerken şart koşmuşsa yani ihrama niyet ettiği zaman: “Ben hastalandığım takdirde ihramdan çıkarım” demiş ise o zaman ihramdan çıkması caizdir. Hz. Aişe (ra.) rivayet edip şöyle diyor: Peygamber (sa.) hasta olan Zübeyir’in kızı Duba’a’nın halini sormak için yanıma girdi ve buyurdu ki: -Sen hacca niyet etmek istiyor musun? Duba’a: -Kendimi hasta hissediyorum. -Hacca niyet et ve: Allah’ım beni nerede hapsedersen benim yerim -ihramdan çıkacağım yer- orasıdır, şeklinde şart koş.

 

SORU: Bir kadın ziyaret tavafını yapmadan evvel adet kanını görüp, kesilinceye kadar bekleyecek olursa arkadaşları memlekete döneceklerdir. Böyle bir durum karşısında ne yapmalıdır?

CEVAP: Ziyaret tavafını yapmadan adet halini gören bir kadının arkadaşları kendisini beklerse zaten adetten temizleninceye kadar beklemek zorundadır. Sonra normal olarak tavafı yapacaktır. Arkadaşları kendisini beklemezlerse Şafiî mezhebine göre arkadaşlarıyla birlikte geri dönerse tavafı zimmetinde kalacaktır. Mekke’ye dönemeyecek bir mesafeye varıncaya kadar kocasıyla birleşmesi caiz değildir. Böyle bir mesafeye gittikten sonra ihramdan çıkmak niyetiyle bir kurban kestirir. Bu kurbanı olduğu yerde kestirebileceği gibi bir vekil tayin etmek suretiyle haremde de kestirebilir. Saçını kısaltmamış ise saçını kısaltıp ihramdan çıkar ve böylece kocasıyla birleşmesi için bir sakınca kalmaz. Ziyaret tavafını yapmayan bir kadın imkân bulduğu zaman tekrar Mekke’ye dönüp zimmetinde kalmış olan ziyaret tavafını yapacaktır. Hanefî mezhebine göre ise böyle bir kadın ya adet kanından temizleninceye kadar bekler veyahut tahrîmen mekruh da olsa adette iken ziyaret tavafını yapar ve ceza olarak bir deve keser.

 

SORU: Adet kanının erken kesilmesi veya tavafını zamanında eda edebilmesi için adeti geciktirecek hap veya başka bir ilaç kullanmak caiz midir?

CEVAP: Tavafını eda edebilmek için adet kanının erken kesilmesi veya adetinin gecikmesi için hap veya başka bir ilaç kullanmakta beis yoktur. Yalnız tıbben böyle bir ilacın zararı sabit olursa hac menasikine halel gelmemekle beraber buna teşebbüs eden bir kadın vebale girer.

 

SORU: Bir kimse elde ettiği gayr-i meşru bir servet ile hacca giderse durumu nasıldır?

CEVAP: Gayr-ı meşru olarak elde edilen servet ile hacca giden kimsenin farzı sakıt olur. Ancak eda ettiği hac sevabından istifâde etmez. Cenabı Allah, hacca giden kimsenin kul hakkı hariç bütün günahlarını bağışlar. Ancak İslâm’ın kabul etmediği bir yoldan kazanılan mal ile hacca giden kimse bu ihsan-ı İlahîden mahrum olur. Bunun için, hacca gitmek isteyen kimseye önce zimmetindeki kul haklarım iade edip tevbe etmeli, sonra mubah bir para ile Allah’a yönelmelidir.

 

SORU: İhramda olan kimsenin isteği ve gücü dışında saç ve sakalından kıl düşerse bir şey lâzım gelir mi?

CEVAP: İhramda olan kimsenin isteği dışında saç ve sakalından kıl düşerse bir şey îcâb etmez. Yalnız kılların düşmemesi için saç ve sakalını kaşımaktan çekinmelidir. Şayet saç veya sakalını kaşır da üç veya daha fazla kıl düşerse bir kurban lâzım gelir. Hanefi’ye göre başın dörtte birinden az olursa sadaka lâzım gelir.

 

SORU: ihramda olan kimse ihramda olmayanı tıraş edebilir mi?

CEVAP: İhramda olan kimsenin her ne kadar tıraş olması ve tırnak kesmesi caiz değilse de ihramda olmayan kimseleri tıraş edip tırnaklarını kesmesinde beis yoktur. Çünkü bunun faydası kendisine değil başkasına aittir. Hanefî mezhebine göre ihramda olan kimse hac menasikini bitirmiş ise ihramda olmayanı veya ihramda olup da menasikini tamamlamış olan kimseyi tıraş edebilir. İhramda olan ve henüz menasikini bitirmeyen kimsenin başkasının tırnağını kesmesi ve tıraş etmesi caiz değildir. Bunu yapan kimse günahkar olduğu gibi bir sadaka vermesi de lâzımdır.

 

SORU: Bir kimsenin Cemre’ye attığı taş içeri düşmez, yanına düşerse sayılır mı?

CEVAP: Bir kimse uzaktan taşlarını atıp, attığı bu taşlar Cemre çukurunun içine düşmez yanma düşerse sayılıp sayılmayacağı hususunda ihtilâf vardır. Şafiî mezhebine göre içine düşmedikten sonra muteber değildir. Hanefî mezhebine göre ise şayet taşlar cemreye yakın bir yere düşerse sayılır. Yoksa Cemre’den uzak bir yere düşerse sayılmaz.

 

SORU: Cemre’ye atacak taşı kalmayan kimse Cemre’nin yanında bulunan taşlardan alıp atarsa caiz midir?

CEVAP: Atacak taşı kalmayan kimse için en isabetli yol Cemre’den uzaklaşıp taş toplayarak atmaktır. Şayet Cemrelerin yanında bulunan taşlardan atarsa mekruh olmakla beraber caizdir.

 

SORU: İhramda olan kimsenin Mekke haremindeki ağaç ve bitkileri kesmesi haram olduğu gibi Medine hareminde de bulunan ağaç ve bitkileri de kesmesi haram mıdır?

CEVAP: İhramda olan kimsenin Mekke haremindeki bitki ve ağaçları kesmesi ve avını avlaması haram olduğu gibi Medine haremindeki bitki ve ağaçlan kesmek ve avını avlamak da haramdır. Peygamber (sa.) şöyle buyurmuştur: “İbrahim’in haremi Mekke’dir. İbrahim, Mekke’yi yasak bölge olarak ilan ettiği gibi ben de Medine’yi yasak bölge olarak ilan ediyorum.” Ne avı ürkütülür, ne ağacı kesilir, ne otu yolunur.

 

SORU: Peygamber (sa.) mi yoksa Kabe mi efdaldir?

CEVAP: Peygamber (sa.) Kabe, Arş, Kürsü ve Cennet dahil her mahluktan üstündür. Yalnız Peygamber (sa.) Allah’a ibâdet etmek için Kabe’ye yüzünü çevirir ve Kabe’yi tavaf ederdi. Ancak, Ravza-i Mütahhara’dan daha efdaldir.

 

SORU: Kâbe-i Mükerreme’yi bir kimsenin sadece görmesiyle kendisine hac farz olur mu? Meselâ Umre, devletlerarası münasebetler, ticarî görüşmeler veya sportif faaliyetler için gidip Kabe’yi görenlere sırf bu görmelerinden dolayı hac farz olur mu?

CEVAP: Maddi durumu müsait olan bir kişiye hac ibâdeti farzdır. Hangi maksatla olursa olsun onun Mekke’ye gidişi durumu değiştirmez. Memleketine dönse de hac farizasını eda etmekle mükelleftir. Fakat maddi durumu müsait olmayan kişi herhangi bir görevle gitmişse, şayet hac mevsimine rastgelir ve hac farizasını eda etmek imkânına da sahip olursa onu eda etmekle mükelleftir. Hac mevsimi; (Hac ayları olan Şevval, Zilka’de ve Zilhicce’nin ilk on günü) değilse Hanefî mezhebinde ihtilâf vardır. Bazılarına göre orada kalmak mümkün ise beklemek zorundadır. Diğer bazılarına göre de orada hac mevsimine kadar beklemek zor olduğu ve birçok işleri aksayacağı için beklemek mecburiyetinde değildir. Ancak, bu zamanda hac mevsiminden evvel umreye giden bir fakire kesinlikle hac farz değildir. Çünkü hapis ve orada kalma yasağı gibi maniler vardır. Zira Suudi Arabistan hükümeti resmî vazifesi olmayan kişilerin bir aydan fazla kalmasına müsaade etmemektedir. Bundan dolayı fakir bir kimse herhangi bir vesile ile Kabe’yi görse hac mevsimine kadar orada kalma ve zengin olmadığı için bir daha hacca gitme imkânına sahip olmadığı için kendisine hac farz olmaz.

 

SORU: Zamanımızda Suudî Arabistan, Suriye ve Ürdün hükümetleri ile Türkiye Diyanet vakfı çeşitli isimler altında hacılardan külliyetli para almaktadır. Bu, hac farizasının sukutuna vesile olduğundan bazı kimseler müslümanların hacca gitmemeleri için teşvik etmektedir. Bu hususta kanaatiniz (Şer’i hüküm) nedir?

CEVAP: Zamanımızda Suudi Arabistan, Suriye ve Ürdün hükümetleri çeşitli isimler altında her hacıdan bir miktar para aldığı gibi Türkiye Diyanet Vakfı yol ücretinden başka hacılar istemese de Mekke ve Medine ev kirasını Arafat ve Mina çadır parasını ve bu yolda onlara yardımı dokunan doktor, grup ve kafile başkanlarının ücretlerini de almaktadır. Hacılara yardım etmek ve sıkıntıya düşmemeleri için bu düzen getirilmiştir. Hacıların arzusu hilafına alınan bu para hac farziyetinin sakit olup olmayacağı hakkında fukehanın ihtilâfı vardır. Şafiî ulemâsına göre hacılardan bir şey -hatta pasaport parası- alındığı takdirde hac farz değildir. Böyle olmakla beraber gitmek daha iyi, hatta sünnettir. Hanefi mezhebinde racih kavle göre ise hacılardan zulmen bir şey alınsa da hac farziyeti sakit olmaz.

 

SORU: Annem, babamla birlikte daha önce hacca gitmişti. Bu defa birkaç kadınla birlikte umreye gitmek istiyor. Babam veya herhangi bir mahremi yanında olmadığı halde gitmesi caiz midir?

CEVAP: Hanefî mezhebine göre yanında mahremi veya kocası bulunmayan bir kadının doksan kilometre kadar uzak olan bir yere gitmesi caiz değildir. Bu hususta hac, umre ve başka yolculuk arasında fark yoktur. Ancak mahrem veya kocanın bulunması hacc’ın eda şartlarından biridir. Şafiî mezhebinde ise kadının mahremi veya kocası bulunmadığı halde ilk hac için yani farz olan hac için birkaç kadınla birlikte hacca gidebildiği gibi emniyet olursa tek başına da gidebilir. Binaenaleyh Hanefî olan bir kadın mahremi veya kocası yanında bulunmazsa hacca gidemez. Ancak ilk hac olursa sadece yolculuk hususunda Şafiî mezhebini taklid edebilir. Amma mahremi veya kocası olmazsa Şafiî mezhebinde de birkaç kadın bulunsa da ne hacca, ne umreye gidemez.

About admin

Benzer Konu

Umre nedir, nasıl yapılır ?

Umre, hac zamanı olan beş günden başka, senenin her günü, ihram ile yapılan, tavaf ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.